Hipnoz Nedir? Ne Değildir?


Hipnoz; kişinin farklı bir bilinç durumu kazanarak algı, duygu, yetenek ve hayal gücünün değiştiği, hayatın içinde normalde de var olan çok özel  bir bilinç durumudur. İnsana verilmiş bir yetenektir ve yerinde, zamanında ve etkili kullanımda çok hızlı sonuç alınan bir uygulamadır. Dış dünyadan bize gelen beş duyumuzla algıladığımız verilerin işlenmesi hipnoz sayesinde değiştirilebilmektedir. Kaynağı değiştirmek çok zordur fakat kişinin bilgiyi alan kaynaktan bilgiyi tanıyan taşıyıcı reseptörleri hipnozla değiştirilebilir, bu reseptörlerin gelen bilgiyi  kişiyi rahatsız etmeyecek bir biçimde algılaması sağlanabilir. Örneğin; belli maddelere karşı allerjisi olan bir hasta düşünelim; hastanın sosyal ortamı bu alerjenlerden içerebilir bu ortam değişmeyeceğine göre hastanın bunu algılayan reseptörlerine alerjen madde normal allerjen olmayan özellikte bir madde olarak hipnotik transla tanıtılabilir, böylece immun sistem gereksiz alarm durumuna geçmez ve alerjik hastalıklar kısmen önlenir. Kişi uyarana yine maruz kalmakta olsa da uyaran ya algılanmamakta ya da olduğundan daha farklı yani rahatsız edici olmayan bir şekilde algılanmaktadır. Sibernetik teoriye göre organizma belli bir konsantrasyonla ve özel durumlarda bunu gerçekleştirebilmektedir. Hipnotik trans bunların en önemlilerinden birisidir. Bir süre önce dağda mahsur kalan Uzakdoğu’lu bir dağcı kurtuluş hikayesinde, kendini derin bir transa aldığı ve saatlerce eşiyle beraber sahunada kaldığını hayal ettiğini ve bu sayede kendi vücut ısısını arttırarak donmaktan kurtulduğunu anlatmıştır. Normal şartlar altında vücudun soğuğa dayanma kapasitesi belli sınırlar içindedir fakat hipnotik trans bu kuralları değiştirebilir. Ağrı duyusunu ele alacak olursak, hasta derin hipnotik transa alındığında ağrı duyusu var olacak fakat feed back mekanizmada hastanın ağrısı verilen telkinle bloklandığında hasta mevcut ağrıyı hissetmeyecektir, kor üstünde yürüyen kişilerin oluşturdukları trans hali ağrının blokajına en güzel örnektir. Beyin reseptör alıcı sistemleri aşağıda metafor olarak gösterilmiştir bu devreler değiştirelerek hastanın hipnoz altında algısı değiştirebilir.

 

 

Yalnızca kafatasımızın içinde on milyar kadar nöron bulunduğunu düşünecek olursak, insan beyninin ne kadar büyük bir bilgi iletim ve işlem merkezi olduğunu ve aynı zamanda bu nöronların ne kadar önemli iş gördüklerini kavramış oluruz. Okunulan, görülen, yaşanan, beş duyu organı ile algılanan hiçbir şey unutulmaz, bu nöron bağlantılarında saklanır. Unutmak diye bir şey yoktur, yaşanan her an o havuzdadır sadece hatırlayamamak vardır. Derin hipnotik transta hastanın yaşadığı herhangi bir an tekrar yaşatılabilir.

Karl Steinbuch, şöyle demektedir:

“Teknik ve teknik dışı alanda, bilgi alış-verişine ilişkin yapıya sibernetik denilir. Bizim, insanlarda ruhsal fonksiyonlar olarak gördüğümüz şeyler, gerçekte, bir bilginin alınması, işlenmesi, depolanması ve tekrar verilmesinden başka bir şey değildir.”

 

İnsan en mükemmel canlıdır ve isterse düşünceyi maddeye çevirebilir. Yine literatüre geçen bir örnek vermek isterim. Amerika Birleşik Devletlerinde body boulding sporu yapanlar üzerinde yapılan çalışmada; sporcuları iki gruba ayırmışlar, aynı boyutta iki salon tasarlanmış, bir grup sürekli spor yapmış, diğer grup ise trans altında spor yaptığını hayal etmiş. 6 ay sonra iki grubun kas kitlelerindeki gelişim karşılştırıldığında aralarında anlamnlı bir fark bulunamamış. Her iki grupta da ortalama 13,6 cm lik bir kas kitlesi tespit edilmiştir.

Hipnoz altında yaşanan her bir durumu insan beyni gerçek algılar gece boyu koşu bantında koşacaksın talimatı derin hipnozda verilince kişi tıpkı koşu bandına çıkmış gibi kalori yakmakta ve kas kitlesini arttırabilmesi mümkün olabilmektedir. Bu duruma  düşüncenin maddeleştiği bir durumdur diyebiliriz. Yapılan PET çalışmalarında ve beyin haritalama metodlarında hipnoz altında oluşan etkilerle bu eylemi gerçekten yaparkan oluşan etkiler aynı görülmektedir, kişi bunu tamamen gerçek olarak algılamakta ve vücudunu buna uyum için yönlendirmektedir.

Yine bir vaka çalışması İsviçre’den gelmiştir; piyano virtüözlerinden oluşan iki grup alınmış, birinci  grup her gün bir parçaya aktif çalışmış, ikinci grupta olanlara ise hipnotik tras altında aynı parçayı çaldıkları imajine ettirilmiştir. Daha sonra yapılan parmak kas gelişim incelemesinde her iki grubun kas gelişimleri benzer bulunmuştur. Hayal daima gerçekten üstündür. Hayal etmeden gerçeğe ulaşılamaz.

Çağımızın en büyük fizikçisi Einstein görelilik teorisini ışık hüzmesi üzerinde yaptığı seyahati hayal ederek gerçekleştirmiştir. Başarılı sporcuların müsabaka öncesinde yapacakları hareketleri kafalarında hayal ettikleri bir sonraki hareketi tahmin için daima önlerinde bir gölgelerini düşünüp ona yetişebilmeye çalışarak rekorlara imza atıldığı bilinmektedir, her müsabaka öncesi bu sporcular kendisine has hareketlerle konsantre olur, bu dışarıdan motivasyonunu olumsuz etkileyebilecek sözleri duymasını engeller, kalbi kaslarına daha fazla kan pompalar, akciğerleri her zamankinden daha fazla havayla dolar ve başarılı olmaları kolaylaşır. Yine bir çalışmada hipnoz altında yapılan uzun koşuda sporcunun laktik asit denen yorgunluğa neden olan enzimi kontrol ettiği, aynı zamanda vücut sıcaklığının yükselmesini önlediği, kalbinin hep ayni düzeyde çalışmasını sağladığı görülmüş ve yorgunluk hissetmeden istediği süre koşabildiği görülmüştür.

Aşağıda organizma etki-tepki ilişkisi gösterilmiştir, burada normal işleyen sistemin herhangi bir alanı hipnozla bloklanabilir ya da değiştirebilir, böylece kişi ya o hissi algılamaz ya da rahatsız edici olmayan bir şekilde algılaması sağlanır. Örneğin; Bir tinnitus (kulak çnlaması) güzel bir melodiye çevriebilir ya da hastanın hissetmeyeceği seviyeye çekilebilir.

 

                         

 

Şimdi ise hipnozun ne olduğu hususunda tamamlayıcı bir teoriden, sağ beyin hemisfer teorisinden, bahsetmeye çalışacağım. Kişisel olarak bu iki teorinin hipnozu büyük oranda tanımladığını düşünüyorum. Sağ beyin hemisfer teori hipnozun nöroanatomik açıdan sağ beyinle ilişkisine işaret eder. Bu yazıda geçen “hipnoz” kavramından trans hipnozunu kastettiğimi belirterek, bu ilişkiye basitçe değinmek istiyorum.

İki beyin lobu 300 milyon aksonal liften oluşmuş, corpus callosum ile birbirbirine bağlı beyin parçalarıdır. Beynin bu iki yarım küresi farklı kişiliklere, yazılımlara sahip iki farklı ünite olarak işbirliği içinde çalışır. Bu işbirliği aradaki corpus callosum sayesinde gerçekleşir. Birbirini tamamlayan bu ünitelerden sağ beyni, bilinçaltı zihnin anatomik bir temsilcisi gibi; sol beyni ise bilinçli zihnin bir temsilcisi gibi görebiliriz.

                                                   sinaps nedir ile ilgili görsel sonucu

 

1950’li yıllarda T. R. SARBİN’in ve ondan çok daha sonra Dr. T. BARBER’in araştırmaları bize hipnozun, sağ beyin hemisfer aktivitesi ile ilişkili olduğunu gösterdi. Ayrıca Dr. T. BARBER; hayal gücü ile hipnotik transı ilişkilendirip bununla ilgili hayal gücü ölçeği geliştirmiştir. Özellike 1950’li yıllarda epilepsi hastaları için başlayan ayrık beyin ameliyatları (iki beyin lobu arasındaki iletişimi sağlayan corpus callosum cerrahi müdahale ile kesilmesi) bize sağ ve sol beynin birbirinden farklı olan uzmanlık alanlarını daha yakından anlama fırsatı sağladı. Bugün beyin loblarının işlev ve fonksiyonlarını anlamamızı büyük oranda bu cerrahi operasyonlara borçluyuz.

Sağ yarım küre; yaratıcı, imgesel, hayali, tümevarımcı, sezgisel, kavramsal, bütünsel, keşifsel, empatik, sembolik bir karaktere sahipken. Sol yarım küre mantıksal, tümden gelimci, somut, organizer, detaycı, sistematik, objektif, gerçekçi, sıralı işleyen özelliklere sahiptir. Hipnoz başlangıçta sol beyin üzerinden hareket eder ve trans ilerledikçe sağ beyin aktivitesi daha baskın hale gelir. Hipnozda beyin dalgalarının beta seviyesinde ki uyanıklık durumundan alfa dalga boyutuna geçişi seri bir şekilde olur. Hipnozun ilk seviyesi olan letarjik aşamaya bedensel gevşemeyle geçilebilir. Bu seviyede kişi sempatik sinir sisteminden parasempatik sinir sistemine geçiş yapmaya başlar. Zihinsel rahatlama arttıkça beyin dalgalarının titreşimleri seyrelir ve buna bağlı olarak sağ beynin işlevi ya da aktivasyonu da o oranda artar.

 

                                                        Yaratıcı beyin ve hipnoz

 

Harvard Üniversitesinde beyin araştırmaları yapan, bilim insanı nöroanatomist Dr. Jill Bolte TAYLOR’ın yaşadığı sıradışı felç tecrübesi ve sonrasında anlattıkları, o yıllarda, bir kez daha dikkatleri sağ beyne çekmişti. 1996 da beyninin sol yarım küresindeki bir kan damarının patlaması sonucu deneyimlediklerini TED platformunda paylaştı. Dr. J. B. TAYLOR o paylaşımının sonunda verdiği röportajda; “İnanıyorum ki sağ yarı küremizin o içsel huzur devrelerini çalıştırmayı ne kadar çok seversek  dünyada da o kadar çok huzur ve barış yaşatacağız ve gezegenimiz çok daha huzurlu bir yer olacak” şeklinde düşüncelerini ifade etmiştir.

                                                   Stephen Kosslyn deney

 

İnsan öncelikler yapmak istediği eylemi hayal etmelidir, hayal zihnin prova odasıdır.

Bir nöroanatomist bilim insanı olarak Dr. J. B. TAYLOR bu felç esnasında; yaşadıklarını, beyninde olan bitenleri anlamaya çalışmıştır. O fizik dünya ile arasında ki ilişkinin nasıl hayali bir “gerçeğe” dönüştüğünü deneyimlemiş ve bundan keyif almıştır. Burada yaşanan durum özetle sol beynin önemli ölçüde by-passa uğraması sonucu sağ beynin baskın hale gelmesi ve bu durumun doktora yaşattıklarıdır.

Hipnotik transta meydana  gelen fenomenlere baktığımızda sağ beyin hemisfer teorisinin geçerliliğini tespit edebiliyoruz. Zira bu fenomenlerin oluşmasında temel mekanizmanın, bilincin daha pasif bir konumda yer alarak hayal gücünün belirgin şekilde ön plana çıkması olduğunu görürüz. Hayal (tahayyül/imajinasyon) sağ beyin (bilinçaltı) aktivitesidir. Şimdi hipnotik fenomenleri konu alarak bu teoriyi destekleyen bazı bilimsel araştırmalara göz atalım.

 

                                                         BEYİN LOBLARI ile ilgili görsel sonucu

 

Önce 2000 yılında Harvard Üniversitesi’nden Profesör  tarafından yapılan ve sonuçları American Journal of Psychiatry’de yayınlanan araştırmaya bakalım. Bilim insanları seçtikleri sekiz kişiyi derin transa aldılar. Bu kişilere trans halindeyken siyah beyaz tonlarda dikdörtgenler gösterildi ve bunları renkli olarak görmeleri istendi. Bu sırada PET beyin taraması yapıldı. Trans hali dışında da aynı şekiller gösterildi ve dikdörtgenlerin renkli olduğunu hayal etmeleri istendi. Normal durumdayken, yani sadece hayal ettiklerinde beyinlerinin yalnızca sağ tarafı aktif hale geldi. Oysa trans durumundayken renkli görmeleri istendiğinde, tıpkı gerçekten renkli şeyler görüldüğünde olduğu gibi beynin her iki tarafı da aktif hale geldi.

Bir diğer önemli araştırma ise Kolombiya Üniversitesi’nden Dr. Amir RAZ’ın PNAS dergisinde yayımlanan araştırmasıdır. Bu deney, sol beyin yarım küresinin konuşma, kelimeleri tanıma gibi görevlerde baskın taraf olduğunu düşündüğümüzde sonuçları açısından ilginçtir. Bu deneyde insanlar hipnoz altında, telkinlerin ardından, anadillerindeki kelimeleri anlamsız kelimeler olarak görmeye başladı. Derin transa giren insanlar günlük, sıradan kelimelere anlam veremediler.

Trans geliştikçe sağ lobun deneyimlediklerini sol lob deneyimlemeye başlıyor. Bir anlamda sağ tarafın deneyimlediği, sol tarafın “gerçekliği” haline geliyor.Düşünce bir bakıma maddeye doğru devinim göstermekle kalmıyor hipnotik trans altında hayal edilen olay ayni yaşanmış gibi algılanıyor. Hipnozun tüm duyuları maniple edebileceği Mesmer’den itibaren bilinen bir husustur.Tüm duygular ve algılar hipnotik trans altında değiştirebilir.

 

                                                       http://www.mailce.com/wp-content/uploads/2013/11/bilin%C3%A7alt%C4%B1-nedir.jpg

 

Evrimsel psikoloji açısından bakıldığında anlaşılmıştır ki beyin modüller halinde evrimleşmiştir. Örneğin; öğrenme, davranış, yeme vb. modülü gibi. Bu modüller çocukluktan itibaren getirilen genetik miras ile çevrenin etkileşmesi sonucu oluşur, bu şemalar yaşam olaylarına karşı verdiğimiz tepkilemizi ve hayatımızı nasıl idame ettireceğimizi beliriler. Bu şemalardan herhangi birinde olan yanlış inanışlar önyargılar ve otomatik düşünceler kişide patolojiye neden olur, bilişşel davranışçı terapi ve şema terapi kişinin bu işlevsiz düşüncelerini, şemalarını bulmayı ve birtakım davranışçı metodları kullanarak kişinin bunları değiştirebilmesini sağlayan etkin terapi biçimleridir. Bilişsel davranışçı terapi ve şema terapi bilinçli durumda iken yapıldığından bilinçaltı oluşan bu şemaları düzeltmek uzun ve zahmetli bir terapi süreci gerektirir. Doğru ellerde yapılan hipnotik trans bu şemaları kaynağında değiştirerek daha kısa zamanda hastada kalıcı ve iyi yönde değişimler sağlayabilir.

Bilinçaltının açılan kral yollarından biri rüyalar biri de hipnotik transtır. Bu araştırmalar sağ beyin üzerinden sol beynin programlanabildiğini gösterir ki işte burada hipnozun işlevi, amacı ortaya çıkar. İnsanları amaçları, hedefleri, performansları, yaşadıkları duygusal sorunları çerçevesinde olumlu yönde programlamanın yoludur hipnoz. Sinir sisteminin programlı ve otomatik çalışan bir yapı olduğunu hatırlayalım. Kişisel olarak, Dr. J. B. TAYLOR’ın yukarıda bahsettiği “içsel huzur devreleri” nin  bu mekanizmaların çalıştırılmasından geçtiğini düşünüyorum.

 

                                              otohipnoz ile ilgili görsel sonucu

 

Sonuç olarak sibernetik teori, hipnozu sistem teorisi açısından ele alırken hemisferik teori aynı perspektiften hipnozu programlamayı nöroanatomik açıdan ele alıp tanımlayarak çok tamamlayıcı bir rol oynar.

 

 
Hızlı İletişim :
Cep: 0531 994 69 06
Mail:[email protected]
 

Ana Sayfa | Haberler | Hakkımızda | Fotoğraflar | Sık Sorulan Sorular | İletişim


Bu Site Hipnozium Aittir. | Tüm Hakkı Saklıdır. © 2020


Kurumsal Mail Giriş  |  Web Tasarım : Vizly.Com